Çeviren: Aziz Yardımlı
...
Sevgili Profesör Izutsu, son karşılaşmamızda size ‘‘deconstruction’’ sözcüğü üzerine kimi şematik ve ön düşünceler konusunda söz vermiştim. Tartıştığımız şey bu sözcüğün Japonca’ya olanaklı bir çevirisi için bir önsöylemdi, bir çeviri ki en azından, olanaklıysa, imlemlerinin ya da yananlamlarının olumsuz bir belirleniminden sakınmaya çalışacaktı. Soru öyleyse ‘yapısızlaştırma’nın ne olmadığı, ya da daha doğrusu ne olmaması gerektiği olacaktı. Bu ‘‘olanaklı’’ ve ‘‘gerek’’ sözcüklerinin altını çiziyorum. Çünkü eğer çeviri güçlükleri önceden görülebilirse (ve yapısızlaştırma sorusu ayrıca baştan sona çeviri sorusudur, kavramların diline, ‘‘batı metafiziği’’ denilen şeyin kavramsal bedenine ilişkin bir sorudur), kişi saf bir tutumla ‘‘yapısızlaştırma’’ sözcüğünün Fransızca’da belli bir duru ve ikircimsiz imleme karşılık düştüğüne inanarak başlamamalıdır. ‘‘Benim’’ dilimde daha şimdiden sözcük için şurada burada tasarlanabilecek şey ve kullanımın kendisi, sözcüğün yedekleri arasında ciddi [sombre] bir çeviri sorunu vardır. Ve daha şimdiden açıktır ki Fransızca’da bile, şeyler bir bağlamdan bir başkasına değişirler. Almanca’da, İngilizce’de ve özellikle Amerikan bağlamlarında durum özellikle böyledir, çünkü onlarda aynı sözcük önceden çok değişik yananlamlara, çekimlere ve duygusal değerlere bağlanmıştır. Çözümlemeleri ilginç olacaktır ve daha kendi başına bir incelemeyi hak eder.
Ben sözcüğü seçtiğim zaman, ya da o kendini bana dayattığı zaman — sanırım Grammatoloji Üzerine’deydi [De la Grammatologie] — ona beni o sıralar ilgilendiren söylemde böylesine özeksel bir rol yükleneceğini çok az düşündüm. Başka şeyler arasında Heidegger’in Destruktion ya da Abbau sözcüğünü kendi amaçlarım için çevirmeyi ve uyarlamayı istedim. Her biri bu bağlamda varlıkbilimin ya da Batı metafiziğinin temel kavramlarının yapısı ya da geleneksel mimarisi ile ilgili belli bir işlemi imliyordu. Ama Fransızca’da ‘‘destruction / yoketme’’ çok fazla açıkça bir ortadan kaldırmayı ya da olumsuz bir indirgemeyi imliyordu ve bu Heidegger’in yorumuna ya da önerdiğim okuma tipine olmaktan çok Nietzsche’nin ‘‘yıkma’’sına çok daha yakındı. Böylece onu bir yana attım. ‘‘Yapısızlaştırma’’ sözcüğünün (ki aklıma bütünüyle kendiliğinden gelmiş gibi görünüyordu) iyi Fransızca olup olmadığını araştırdığımı anımsıyorum. Onu Littré’de buldum. Dilbilgisel, dilbilimsel ya da diluzsal anlamların [portees] ‘‘düzeneksel’’ bir anlamla [portee ‘‘machinique’’] bağlı oldukları bulundu. Bu çağrışım çok talihli, ve ne mutlu ki en azından imlemek istediğim şeye uygun göründü. Belki de Littré’den kimi girişleri alıntılayabilirim.
‘‘Deconstruction: yapısızlaştırma eylemi. Dilbilgisi terimi. Bir tümcede sözcüklerin yapılarını düzensizleştirme. ‘Yapısızlaştırma üzerine, yapı demenin olağan yolu,’ Lemare, De la maniére d’apprendre les langues, bölüm 17, Cours de langue Latine’de. Deconstruire: 1. Bir bütünün parçalarını ayırmak. Bir makineyi başka bir yere aktarmak için sökmek. 2. Dilbilgisi terimi ... Şiiri yapısızlaştırmak, ölçünün bastırılmasıyla, düzyazıya benzer kılmak. Kesinlikle. (‘Kavram-öncesi dizgelerde, çeviri ile de başlanabilir ve üstünlüklerinden biri hiçbir zaman yapısızlaştırmaya gereksinmemektir,’ Lemare, a.y.) 3. Se deconstruire [kendini yapısızlaştırmak] ... yapısını gevşetmek. ‘Modern araştırmacılık bize göstermiştir ki zamansız Doğunun bir bölgesinde, eksiksizlik durumuna ulaşan bir dil yapısızlaştırılır [s’est deconstruite] ve insan anlığına doğal yalın bir değişim yasasına göre, kendi içersinden değiştirilir,’ Villemain, Preface du Dictionaire de l’Academie.’’
Doğallıkla tüm bunları Japonca’ya çevirmek zorunlu olacaktır, ama bu yalnızca sorunu erteler. Söylemeye gerek yok ki, eğer Littré tarafından sıralanan imlemlerin tümü ‘‘demek istediğim’’e [voulais-dire] eğinimleri nedeniyle beni ilgilendirmişlerse, bir bakıma eğretilemeli olarak yalnızca anlam modellerini ya da bölgelerini ilgilendirmişlerdir, yapısızlaştırmanın en hırslı konumunda özlem duyduğu şeyin bütünlüğünü değil. Bu dilbilimsel-dilbilgisel modele sınırlı değildir — düzeneksel bir model bir yana. Bu modellerin kendilerinin yapısızlaştırmacı sorgulamanın altına getirilmeleri gerekir. Bu ‘‘modellerin’’ ‘‘yapısızlaştırma’’ kavramı ve sözcüğü hakkındaki bir dizi yanlış anlamamanın arkasında oldukları doğrudur, çünkü onu bu modellere indirgeme yönünde bir kışkırtma vardır.
Belirtilmelidir ki sözcük Fransa’da seyrek olarak kullanılıyor ve büyük ölçüde bilinmiyordu. Belli bir yolda yeniden-yapılaştırılmalıydı, ve kullanım değeri o sıralar Grammatoloji Üzerine çevresinde ve temelinde üstlenilen söylem tarafından belirlenmiştir. Şimdi bu değere belli bir sağınlık vermeye çalışacağım — herhangi bir bağlamsal stratejiye karşı bir sığınak olarak kullanılan bir ilkel anlama ya da kökenbilime değil.
‘‘Bağlam’’ konusu üzerine birkaç sözcük daha. O sıralar yapısalcılık / structuralism egemendi. Yapısızlaştırma / Deconstruction aynı yönde gidiyor olarak göründü çünkü sözcük yapılara belli bir dikkati imliyordu (ki bunların kendileri yalnızca düşünceler, biçimler, bireşimler ya da dizgeler değillerdi). Yapısızlaştırma da yapısalcı bir konumdu ya da her ne olursa olsun yapısalcı sorunsal için belli bir gereksinimi varsayan bir konumdu. Ama aynı zamanda karşı-yapısalcı bir konumdu, ve talihi bir düzeye dek bu ikircime dayanır. Yapılar çözülecek, ayrıştırılacak, çökeltisizleştirilecekti (her tip yapı: dilbilimsel, ‘‘mantık-özeksel,’’ ‘‘ses-özeksel’’ — yapısalcılık o sıralar özellikle dilbilimsel modellerin ‘Saussure’ci de denilen bir yapısal dilbilimin denetimi altındaydı — toplumsal-kurumsal, politik, ekinsel ve herşeyden ve başından bu yana felsefi).
Bu, özellikle Birleşik Devletler’de, yapısızlaştırma motifinin ‘‘yapısalcılık-sonrası / poststructuralism’’ ile bağlanmasının nedeniydi (bir sözcük ki Birleşik Devletler’den ‘‘geri dönüşüne’’ dek Fransa’da bilinmiyordu). Ama yapıların çözülmesi, çözündürülmesi ve çökeltisizleştirilmesi / désedimentation, sorguladığı yapısalcı devimden daha tarihsel belli bir anlamda, olumsuz bir işlem değildi. Yoketme yerine, bir ‘‘ensemble’’ın nasıl oluşturulduğunu anlamak ve onu bu amaçla yeniden-yapılaştırmak da zorunluydu. Bununla birlikte, olumsuz görünüşü silmek (de-) sözcüğünün dilbilgisi tarafından düşündürülenden çok daha güçtür ve öyle kalır, üstelik bir ‘yıkma’dan çok doğuşsal bir yeniden-yapmayı [remonter] belirtebilse de. Sözcüğün, en azından kendi başına, bana hiçbir zaman doyurucu görünmemesinin nedeni budur (ama hangi sözcük doyurucudur), ve her zaman bütün bir söylem tarafından kuşatılmalıdır. Onu sonradan gerçekleştirmek güçtür, çünkü, yapısızlaştırma işinde, tıpkı burada yapmam gerektiği gibi, uyarıcı belirteçleri çoğaltmam ve tüm geleneksel felsefi kavramları bir yana bırakmam, ve bu arada en azından ‘silinmiş’ olarak onlara geri dönme zorunluğunu yeniden doğrulamam gerekiyordu. Dolayısıyla buna iveğenlikle bir tür olumsuz tanrıbilim denmiştir (bu ne doğru ne de yanlıştır ama burada tartışmaya girmeyeceğim).
Gene de, ve görünüşe karşın, yapısızlaştırma ne bir çözümleme ne de bir eleştiridir ve çevirisinin bunu dikkate alması gerekecektir. Özel olarak bir çözümleme değildir çünkü bir yapının sökülmesi bir yalın öğeye doğru, çözünemez bir kökene doğru bir gerileme değildir.*Bu değerler, çözümlemenin değerleri gibi, kendileri yapısızlaştırmaya konu olan ‘filosofem’lerdir [felsefi sorunlar, öğeler, ilkeler]. Ne de genel bir anlamda ya da Kantçı anlamda bir eleştiridir. Krinein ya da krisis örneği (karar, seçim, yargı, ayrımsama), tıpkı aşkınsal eleştirinin aygıtının tümü gibi, yapısızlaştırmanın özsel ‘‘temalarından’’ ya da ‘‘nesnelerinden’’ biridir.
Aynı şeyi yöntem konusunda da söyleyeceğim. Yapısızlaştırma bir yöntem değildir ve bir yönteme dönüştürülemez. Özellikle eğer sözcüğün uygulayımsal ve işlemsel imlemleri vurgulanırsa. Belli çevrelerde (üniversite çevreleri ya da ekinsel çevreler, özellikle Birleşik Devletler’de) zorunlu olarak yapısızlaştırma sözcüğünün kendisine bağlı görünen uygulayımsal ve yöntembilimsel ‘‘eğretileme’’ayartmayı ya da saptırmayı başarabilmiştir. Bu yüzden bu çevrelerde şu tartışma gelişmiştir: Yapısızlaştırma okuma için ve yorumlama için bir yöntembilim olabilir mi? Akademik kuruluşlar tarafından böyle mülk edinilmesine ve evcilleştirilmesine izin verilebilir mi?
Yapısızlaştırmanın belli bir yöntembilimsel araçsallığa ya da bir kurallar ve konum-değiştirebilir [transposable] yordamlar kümesine indirgenemeyeceğini söylemek yeterli değildir. Ne de her yapısızlaştırıcı ‘‘olay’’ın tekil ya da — her ne olursa olsun — bir deyim ya da imza gibi birşeye olanaklı olduğu ölçüde yakın kaldığını ileri sürmek bir işe yarayacaktır. Ayrıca açıkça belirtilmelidir ki yapısızlaştırma bir edim ya da işlem bile değildir. Yalnızca onunla ilgili olarak ‘‘edilgin’’ birşey olacağı için değil (Blanchot’nun dediği gibi, edilginlikten, etkinliğe karşıt olan edilginlikten çok edilgin). Yalnızca kendi başına karar verip onu bir nesneye, bir metne, bir temaya vb. uygulayacak bir bireye ya da kümeye geri dönmediği için değil.
Yapısızlaştırma yer alır, bir olaydır ki düşünüp taşınmayı, bilinci, ya da bir öznenin ya da giderek modernliğin örgütlenmesini beklemez. Kendisini yapısızlaştırır. ‘O’ yapısızlaştırılabilir. [Ça se deconstruit.] ‘‘O’’ [ça] burada ‘egolojik’ bir öznelliğe karşıt olan kişiselliksiz bir şey değildir. O yapısızlaştırmadadır (Littré ‘‘kendini yapısızlaştırmak [se deconstruire] ... yapısını yitirmek’’ der). Ve ‘‘se deconstruire’’deki ‘‘se,’’ ki bir benin ya da bir bilincin geçişliliği değildir, bütün bilmeceyi taşır. Bir sözcüğün çevirisine yardımcı olmak için onu daha duru kılmaya çalışırken, bununla yalnızca güçlükleri arttırdığımı görüyorum, segili dostum: ‘‘çevirmenin olanaksız görevi’’ (Benjamin). ‘‘Yapısızlar’’ tarafından bu da denmek istenir.
Eğer yapısızlaştırma ‘onun’ [ça] yer aldığı her yerde, birşeyin olduğu yerde yer alırsa (ve öyleyse anlama, ya da sözcüğün şimdiki ‘kitapsal’ anlamında metne sınırlı değilse), gene de sözcüğü ile, ayrıcalıklı temaları ile, devingen stratejisi ile vb. yapısızlaştırmanın bir motif olmakta olduğu zamanda, dünyamızda, modernlikte, olmakta olan yoluyla düşünmemiz gerekir. Bu soruya yalın ve biçimselleştirilebilir bir karşılığım yok. Tüm denemelerim bu yenilmez soru ile kapışma girişimleridir. Bunlar onun ılımlı semptomlarıdır, tıpkı o denli de geçici yorumlar olmaları gibi. Giderek, bir Heidegger şemasını izleyip, bir yapısızlaştırma-içinde-olma, kendini bir ve aynı zamanda başka ‘‘çığırlar’’da belirtecek ya da gizleyecek bir yapısızlaştırma-içinde-olma ‘‘çığırı’’nda olduğumuzu söylemeyi bile göze almayacağım. Bu ‘‘çığırlar’’ düşüncesi ve özellikle olmanın yazgısının bir toparlanması ve hedefinin ve saçılmalarının (Schicken, Geschick) birliği düşüncesi hiçbir zaman çok inandırıcı olmayacaktır.
Çok şematik olmak için ‘‘yapısızlaştırma’’ sözcüğünü tanımlamanın ve dolayısıyla çevirmenin güçlüğünün tüm yüklemlerin, tüm tanımlayıcı kavramların, tüm sözlük imlemlerinin, ve giderek sözdizimi eklemlemelerinin — ki bir kıpı için kendilerini bu tanıma ya da şu çeviriye ödünç veriyor görünürler — ayrıca doğrudan ya da başka türlü yapısızlaştırılmış ve yapısızlaştırılabilir oldukları vb. olgusundan kaynaklandığını söyleyeceğim. Ve bu bu yapısızlaştırma sözcüğü için de böyledir, tıpkı her sözcük için olduğu gibi. Of Grammatoloji Üzerine birlik ‘‘sözcüğünü’’ ve özellike ad biçiminde ona yüklenen tüm ayrıcalıkları sorguladı. Öyleyse sözcüğün bir ‘‘düşünce’’ye eşit olma yeteneksizliğini yalnızca bir söylem ya da daha doğrusu bir yazı giderebilir. ‘‘Yapısızlaştırma X’tir’’ ya da ‘‘yapısızlaştırma X değildir’’ tipindeki tüm tümceler a priori önemli olan noktayı kaçırırlar, ki en azından yanlış olduklarını söylemektir. Bildiğiniz gibi, metinlerimde ‘‘yapısızlaştırma’’ denilen şeyde önemli olan başlıca şeylerden biri tam olarak varlıkbilimin ve herşeyden önce şimdiki belirtici üçüncü kişinin sınarlanmasıdır: Ö Ydir.
‘‘Yapısızlaştırma’’ sözcüğü, tüm başka sözcükler gibi, değerini ancak olanaklı bir durumlar zincirine, çok şenlikli bir yolda bir ‘‘bağlam’’ denilen şeye yazılmasında kazanır. Benim için, yazmaya çalıştığım ve henüz çalışmakta olduğum şey için, sözcüğün ancak belli bir bağlam içersinde ilgisi vardır ki, orada kendini şunlarla değiştirir ve belirlenmeye bırakır: ‘‘ecriture,’’ ‘‘trace,’’ ‘‘differance,’’ ‘‘supplement,’’ ‘‘hymen,’’ ‘‘pharmakon,’’ ‘‘marge,’’ ‘‘entame,’’ ‘‘parergon,’’ vb. Tanım gereği, liste hiçbir zaman kapanamaz, ve yalnızca yetersiz olan ve yalnızca ekonomi nedenleriyle yapılan adları alıntıladım. Gerçekte, kimi metinlerimde kendi paylarına bu adları belirleyen tümceleri ve tümcelerin ara bağlantılarını alıntılamam gerekirdi.
Yapısızlaştırma ne değildir? hiç kuşkusuz herşey! Yapısızlaştırma nedir? hiç kuşkusuz hiçbirşey! Tüm bu nedenlere karşın, onun iyi bir sözcük [un bon mot] olduğunu düşünmüyorum. Hiç kuşkusuz güzel [beau] değildir. Kesinlikle yüksek düzeyde belirli bir durumda hizmet etmiştir. Olanaklı bir eşdeğerler zincirinde onun üzerine nelerin dayatılmış olduğunu bilebilmek için, özsel eksiksizliğine karşın, bu ‘‘yüksek düzeyde belirli durum’’un çözümlenmesi ve yapısızlaştırılması gerekecektir. Bu güçtür ve onu burada yapmayacağım. Daha şimdiden çok uzun olan mektubu sonlandırmak için son bir söz. Çevirinin kökensel dil ya da metin ile ilişki içinde ikincil ve türevsel bir olay olduğuna inanmıyorum. Ve ‘‘yapısızlaştırma,’’ şimdi dediğim gibi, özellikle bir eşdeğerler zincirinde yerine geçilebilecek bir sözcük olduğu için, o zaman bu bir dilden bir başka dile de yapılabilir. Şans, herşeyden önce ‘‘yapısızlaştırma(nın)’’ şansı, Japonca’da aynı şeyi (aynısını ve bir başkasını) söylemek için, yapısızlaştırmadan söz etmek için, ve başka bir yere, onun daha güzel de olacak bir sözcükte yazılmasına götürmek için, bir başka sözcüğün (aynı sözcük ve bir başkası) bulunabilmesi olacaktır. Ama daha güzel olacak olan başkasının bu yazılmasından söz ederken, açıkça çeviriyi şiir ile aynı risk ve şansı içeriyor olarak anlıyorum. ‘‘Şiir,’’ bir ‘‘şiir’’ nasıl çevrilir?
En iyi dileklerimle,
Jacques Derrida
(10 Temmuz 1983)